Çizgisiz Defter / deniyorum

Şaşkın Bir Halde Günler Geçiyor!

19 Ekim 2026 3 dk okuma

Yeni Tesla Roadster’in uçuyor olmasını eğer resmi paylaşımlarda görmeseydim “Yapay zeka ile video yapmışlar, buna mı inanmamızı bekliyorlar” derdim.

Elon Musk bir kez daha şapkadan tavşan çıkardı. Bu adamın kaçınca tavşanı… Önceleri saygı duymuyordum ama biyografilerini okumamaya başlayınca fikrim değişti. Hayallerini gerçekleştirmek için durmayacağını görmek lazım. Eğer Mars’ta koloni kurulma ihtimali varsa kesinlikle o yapacaktır.

Şimdi buradan bize gelmek haksızlık olacaktır. Seviyeyi yakın tutmak lazım. Önce “Daha önce keşke tanısaydım” dediğim birinden Tevfik Altınok’tan başlayayım. Storytel’de Bankacılığın En Uzun Yılı kitabı karşımı çıktı. Dinlemeye başladım ve hemen kitabı satın almak için sipariş verdim. Sesli kitabı bitirdim ama şimdi de altını çizerek okumak istiyorum.

Gerçekten merak ettiğim bir konu var. Bizler Tevfik Altınok gibi olağanüstü insanları nasıl yetiştirebiliriz. Mustafa Özel’in derlediği Stratejik Yönetim ve Liderlik kitabı aklıma geliyor. Kitapta Helmuth von Moltke ve Otto von Bismarck’ın okullardan yetişmeyeceğini anlatıyordu.

Bunları yazarken sağ ayağımın ağrısı canımı yakıyor. Çarşamba günü Maslak’ta, Ayazağa Deresi’nin yanı başındaydım. Selin başladığı derenin Şeytan Deresi olduğunu sanıyordum. Meğer adını değiştirmişler; Ayazağa Deresi olmuş. Oradan çıkıp eve varana kadar galiba dört saat araba kullandım. Direksiyon başında bu kadar uzun süre kalıp stres yapınca ayağımı çok kastım. Şu an yürürken bile zorlanıyorum.

Ben hâlâ birçok konudan şikâyet ediyorum. Bunların başında da kentsel dönüşümün yalnızca binaların yenilenmesi olarak görülmesi geliyor. Oysa ada bazlı kentsel dönüşüm yapılsa şehirler az da olsa planlanır diye düşünüyorum.

Geçenlerde muhalif bir medya kuruluşu, ülkedeki şehir plancılarının hapiste olduğuna ilişkin bir video yapmıştı. Oysa bu ülkede şehirler hiç planlanmadı. Öylesine saldılar ve şehirler ortaya çıktı. İstisnalar var elbette. Malatya beni şaşırtmıştı; Konya da bir ölçüde farklı bir şehir. Depremde yıkılan şehirlerimiz şimdi ne durumda, bilmiyorum ama pek umudum yok. Diyarbakır hakkında Diyarbakırlıların söylediği güzel şeylere de görmeden inanmıyorum.

Bence bir şehir için önemli göstergelerden biri kaldırımlar. “Bir il merkezinde kaldırımsız sokak olmamalı,” diyeceğim ama Kırklareli aklıma geliyor, susuyorum.

Daha da önemlisi otopark. Ülkede yeterli otopark yok. Nasıl olduysa AVM otoparkları sayesinde biraz olsun soluk alıyoruz. Avrupa’da bin kişiye 600, bizde ise 200 araç düştüğünü gördüğümde şaşırmıştım. Yani üçte biri.

İstanbul’da her yol kenarına araba park ediliyor. Mümkün olsa ana arterlere de park ederler. Çünkü park edecek yer yok. Bu yüzden şehirleri planlamak lazım. İstanbul için tek seçenek, yeni şehri kuzeyde planlamak gibi görünüyor. Ondan da umudum yok.

Bugünlerde aslında hiçbir şeyden umudum yok, doğrusu. Evvelki hafta öyle bunalmıştım ki “Ölsem de kurtulsam,” dedim. Ertesi akşam ofiste sağ koluma bir şeyler oldu. “Tamam, oluyor galiba,” diye gülerek içimden geçirdim ve eve yakın bir hastaneye gitmek üzere yola çıktım. Acildeki doktorlar “Bir şeyiniz yok,” deyip beni gönderdiler. Kolumdaki uyuşmanın nörolojik bir durum olabileceğini söylediler. Bu da oldu işte.

Siyasal İslam’ın ya da İslamcılığın bir şeyleri değiştireceğine dair inancım kalmadı. Böyle bir inancım hiç oldu mu, onu da bilmiyorum! 1994 seçiminden 17-25 Aralık sürecine kadar geçerli oy kullanmadım; rahmetli annemin tüm ısrarlarına rağmen...

Siyasal İslam Bitmiştir!

Şimdi ise iki sembol üzerinden “Siyasal İslam bitmiştir,” diyorum. Bence bu ülkede İslamcılığın kurucu isimlerinin başında Mehmet Âkif Ersoy gelir. Onunla aynı adı ve soyadı taşıyan bir televizyoncunun bizi hiç ilgilendirmeyen özel hayatı, haftalarca hem muhalif hem de iktidara yakın medya tarafından acımasızca tartışıldı.

İkinci sembol ise başörtüsü. Fon krizi sırasında Fatma Betül Sayan Kaya’yla ilgili iddiaların gündeme gelmesi bence büyük bir kırılmaydı. Oturduğum sitede muhafazakâr kadınların “Başörtülü bir kadın bunu bize nasıl yapar?” dediğini duydum.

Üçüncü bir sembol üzerinden yaşanacak kriz ise ancak mezar taşı olur.

Şaşkın bir halde günler geçiyor işte. Şaşkın bir yazı yazmış oldum.

Yakın Kayıtlar

Arşiv