Skip to main content

Yazar: Ali Sağlam

VENTURE STUDIO

Son zamanlarda sedef hastalığım vücudumda hızla yayılmaya devam ediyor. Sosyal olarak zaten geri durmama sebep oluyordu. Şimdi yaz geliyor. Geçen yazlarda olduğu gibi kısa kollu bir gömlek giymeme yine izin vermeyecek. 

Nedeninin başında elbette stres var ama beslenmemin de etkili olduğunu biliyorum. Stresten uzak durmak çok da mümkün değil ama beslenmemi de düzeltemiyorum. 

Stresin kaynağı ise öncelikle iş. Düşen bütçeler, müşterilerimin beklentileri ve benim tam anlamıyla yoğunlaşamadığım projelerim. Hepsini bir dengede tutmak kolay değil. Sonuç yetmeyen paraya ve borçlara çıkıyor. 

Bir şeyleri değiştirmem gerekiyor. 

Bundan aşağı yukarı beş yıl önce yapmayı düşündüğüm noktaya yeniden geri dönmeye karar verdim. Venture studio denilen ve dünyada da başarılı birçok örneği olan Türkçe’ye de girişim stüdyosu gibi çevrilebilecek bir iş modeli ile çalışmaya devam edeceğim. 

Venture studio ne yapar? 

En başta fikri bulur. Bu konuda satın aldığım alan adları 200’ü geçmiştir. Her biri aslında bir proje idi. Yapmadığım projeler ama niyetlendiğim çok fikir var. Çevremdeki arkadaşların da projeleri olduğunu görüyorum. Çok proje demek aslında proje yok demek. Belki onlara da venture studio süreçleri ilham olur. 

İkinci olarak bu fikri doğrular. Yapay zeka çağında bir fikrin varsa bunu hayata geçirmek çok kolaylaştı. 

Üçüncüsü ekip kurar. Burada belki de stajyerlerle başlamak iyi olacak. İşi anlatmayı seviyorum. Belki onları bu süreçte iş sahibi de yaparım. 

Dördüncü MVP çıkarır. 

Beşincisi operasyona başlar. 

Altıncısı işi büyütür ya da öldürür. Vazgeçmeyi bilmek gerekiyor. Ya odaklanacaksın ya da bırakacaksın. 

Kaç fikirle başlayacağım, nasıl finanse edeceğimi zaman zaman buradan paylaşacağım. 

Yeni Yıla Yakışan Yeni Bir Reset!

Yeni bir reset zamanı geldi! Yeniden kendime bir reset atmalıyım.

Projelerimi değil, öncekilerin neden olmadıklarını düşünmeliyim.

Bir fikrin akla gelmesi bence sandığımız kadar süper bir şey değil. Asıl zor olan, fikrin neden işlemediğini fark etmek. Ürünün piyasada neden olmadığını anlamak.

Bugüne kadar içinde yer aldığım, yönettiğim ya da ucundan dokunduğum projelerin çoğu iyi fikirlerdi. Bence bazıları çok iyiydi. Bazıları herkes tarafından beğenildi. Bazıları alkış aldı.

Ama çalışmadılar.

Ve ilginçtir, benim projelerimin neredeyse hiçbiri teknik sebeplerle batmadı. Ne yazılım yetersizdi, ne ekip tembeldi, ne de pazar yoktu.

Sorun daha sessizdi.

  • Yanlış varsayımlar.
  • Konuşulmayan beklentiler.
  • “Sonra bakarız” denen kritik detaylar.

Reset atmamın sebebi de tam olarak bu.

Doğal olarak burada size “şu taktikle büyüdük” diye anlatamayacağım. “X ayda Y ciro” grafikleri çizemeyeceğim. Başarıyı romantize edemeyeceğim. Zaten bunlar yoktu.

Bunun yerine şunları yazacağım:
* Neden iyi fikirler pazarda karşılık bulmaz
* Neden herkesin övdüğü projeler kimse tarafından satın alınmaz
* Neden bazı markalar az görünür ama çok kazanır
* Neden bazen büyümemek en doğru karardır

Bu yazılar herkese hitap etmeyecek. Zaten etmemeli.

Bu yazılar: “Hızlıca ilham alayım” diyenler için değil. “Birlikte düşünelim” diyenler için…

Eğer bir projeyi sadece büyütmek değil, anlamak istiyorsan; eğer “neden olmadı” sorusu seni rahatsız ediyorsa; burada kal.

Devamında iyi giden işleri değil; iyi gitmeyen kararlarımı yazacağım.

Çünkü öğrenme tam da orada başlıyor.

Rastgele

Ne güzel bir kelime: rast. Kökü Farsça imiş. Yolda bir arkadaşa rast geliriz; işimiz rast gider. Kubbealtı Lugatı’nda tesadüf anlamı haricinde doğru, düz, eğri olmayan, müstakim anlamlarını da gördüm. 

Orhan Veli yıllar önce Hoy Lû-Lû diye bir şiir yazmış:

İsterim benim de acaip isimleri
Hiç duyulmamış zenci arkadaşlarım olsun.
Onlarla Madagaskar limanlarından
Çin’e kadar yolculuk yapmak isterim.

İsterim içlerinden bir tanesi
Vapurun güvertesinde yıldızlara karşı
“Hoy Lû-Lû” şarkısını söylesin her gece.

Ve bir gün ansızın bir tanesine
Rastgelmek isterim
Paris’te..

Bu sabah ben de Orhan Veli’nin bu şiirine nazire yapayım dedim:

Kaotik zamanlarda eğlenceden uzak kalmamak dileğiyle…

Dut Ağacı’ndan Lahburger’e: Çocuklarıma Barış Manço’yu Anlatmak

Yanlış hatırlamıyorsam, bayram harçlığımızla aldığımız ilk kasetlerden biri Barış Manço’nun 24 Ayar albümüydü. Dün akşam, eve dönerken yolda yine dinledim. Ben çoğu zaman albüm dinlemeyi seviyorum ve yine öyle yaptım. Liste dinlediğim de oluyor ama genellikle kendi listelerimden.

Geçen haftalarda da çocuklarla yolda olduğumuz zamanlarda birkaç defa yine 24 Ayar’ı açmıştım. Onların da sevmesini istiyorum. Bilmiyorum, belki de yıllar geçtikçe böyle oluyor, eski albümler daha güzel geliyor. Güzel hikâyeler anlatmışlar.

Mesela Lahburger bir harika. Bizim çocuklar da çok seviyor. “Bilinen şeyler ise her zaman söylenmez” demiş ya da “Güzel de bir, çirkin de; sevdim diyene.”

Pazar günü, kızımla ofiste çalışmaya gittik. Dönüş yolunda bana, “Dut Ağacı şarkısını açar mısın baba?” dedi. Kızımın “Dünü bilmeden bugünü yaşamanın bedeli” gibi bir söz duyması hoşuma gidiyor. “Mahalleli sonunu pek iyi görmezdi doğrusu” kısmını duyunca ne anlıyor bilmiyorum ama okulda duydukları beni daha çok korkutuyor.

Biz Barış Manço’yla, MFÖ’yle büyüdük. Çocuklarıma bunu fark ettirmeden biraz da olsa dayatıyorum. Nasıl olsa onlar kısa zamanda kendi kültürlerini oluşturmaya başlayacaklar. Bizim zamanımızın yaygın kültürünü bugün hâlâ takdir ediyorum. Üzüldüğüm şey ise, bugünün yaygın şeylerinin bana pek kültürel gelmiyor. Yaşlılık belki de böyle bir şey.

Storytel, Warren Buffet Tarzı ve Beş Kilometre Çapında

Bugün yine yolda Storytel’den kitap dinledim. Son günlerde çok fazla yollardayım. Dün, İstanbul içinde 201 km yol yapmışım. Birkaç haftadır bu durum canımı sıkıyor ama uzaklara taşınınca yapacak bir şey de kalmadı. İyi olan, yolda daha fazla kitap dinleyebiliyor olmam. Elbette Drucker’ın meşhur makalesinde söylediklerini düşünmeden edemiyorum. Bir dinleyici miyim? Dinleyerek öğrenen biri olmadığımı düşünüyorum ama yolu değerlendirmenin en güzel tarafı bu.

Yolu değerlendirmenin daha güzel tarafı ise annemi aramaktı. Kısa da olsa mutlaka konuşurduk. Vefat ettiğinden beri aramak istesem de arayamıyorum. Aklıma geliyor ve boğazıma bir şey düğümleniyor. Ölümü kabullenmek için hazırlanmak lazımmış.

Yolda dün Drucker’ın Yönetim kitabında “İnovasyon ve Girişimcilik” bölümünü dinledim. Adamın fikirleri bence hâlâ geçerli.

Bugün de Warren Buffet Tarzı kitabına başladım. Robert G. Hagstrom, Buffet’in yatırım düşüncesini anlaşılır hale getiriyor. Keyifli ve öğretici bir kitap.

Dün, benim için ayrıca önemli bir gelişme yaşandı. Sabah saatlerinde ZenitKitap markasıyla yayımladığımız dördüncü kitabımız satışa çıktı. Ela Yerlikaya’nın Beş Kilometre Çapında adlı kitabıyla, Bahar’ın içsel yolculuğunu ve hayatındaki zorluklarla başa çıkma mücadelesini seveceğinizi düşünüyorum.

Özetle; işler, güçler neyse, ben kitaplarla kendime bir hayat kuruyorum.

Kitap Tavsiyesi

Toplantılarda kendime engel olamıyorum ve “Bu konuda şöyle bir kitap var?” diyorum. Sonrasında pişman olsam da ertesi gün bir başka toplantıda yine aynı duruma düşüyorum.

Galiba bazı klasik kitaplarım var, onları anlatıyorum. Bazen de yeni aldıklarımı…

Yeniden bloglamaya başladığım için burada da paylaşmam iyi olacaktır 🙂

Hatta dünkü toplantıda hangi kitaplardan bahsettiğimi yazayım:

  1. Bir Daha Asla Hastalanmayın (Raymond Francis)
  2. Kendini Yönetmek (Peter F. Drucker)
  3. Basitlik Kanunları (John Maeda)
  4. Süreklilikten Sürdürülebilirliğe – Bir Kurumsal Sürdürülebilirlik Yolculuğu (İzel Levi Coşkun)
  5. Uçurumdan Geçmek (Geoffrey A. Moore)

İşte böyle… Kitaplar, kitaplar ve kitaplar!

Bir Şeyleri Değiştirmek!

Bugün tatsız bazı kararlar aldım. Normalde vermeyeceğm kararlardı. Ofisteyken çocuklarla ilgili küçük bir mesele olduğunda ofisten ayrılır, çocuklarla ilgilenirdim. İşim ne kadar çok olursa olsun…

Benim için zor olsa da olayların büyüklüğüne baktım ve ofiste kaldım.

Geçen gün bir dostun uyarması ile bu bilince eriştim sayılır. İlk şirketini nasıl batırdığını analiz ederken gün içinde iş dışındaki meselelere vakit ayırmasının ciddi bedeli olduğundan bahsetti.

Bu dönemde işlerin istediğim gibi gitmemesinden dolayı bir şeyleri değiştirmek lazım dedim.